Makaleler< Geri dönün

Kat karşılığı ihaleye çıkarttığımız Haydarpaşa Limanı ve çevresinde neler var?

Yapı Dergisi 2005/289, s.24-25

Kat karşılığı ihaleye çıkarttığımız Haydar Paşa Limanı ve çevresinde neler var?
“Sözüm ona kentsel dönüşümle değerlendirmek istediğimiz..!”

Başta Haydar Paşa Garı ve İskelesi var...
Haydar Paşa Numune ve Haydar Paşa Askeri Hastahanesi var...
Harem Defterdar Camii var...
Karaca Ahmet ve İngiliz Mezarlığı var...
Osmanlı’nın en yenilikçi (reformist), batıya dönük, şair-yazar-müzisyen ve sanatsever padişahlarından biri olan III. Selim’in yaptırdığı Selimiye Kışlası, Selimiye Camii, Selimiye Hamamı ve Selimiye Mahallesi var... Ki Selimiye Mahallesi İstanbul’daki batı örneğindeki ilk modern kentsel planlama örneği... (Izgara planlı, yolları, imar adaları ve yapılaşma koşulları önceden belirlenmiş ilk yerleşim örneği...)
Ayrıca çok sayıda tescilli, tescilsiz sivil mimarlık örneği var...
Ve tüm bunların yüzyıllardır katman katman oluşturduğu eşsiz güzellikteki kent silueti ve bence bunlardan da önemlisi kent belleği var...
İstanbul Haydar Paşa ve civarında bunlar var...

Bu ve bunun gibi İstanbul alanlarına milyar dolar yatıracak iş adamlarının mensup oldukları ülkelerde-kentlerde neler var, şimdi sırası ile bunlara bir göz atalım;
Örneğin Şeyh Maktum’un memleketi Dubai’de neler var?
1940’lı yıllarda çöl ortasına kurulmuş, ilgi çekmek ve tanınmak için, dünyanın ünlü star-şov mimarlarına akıl almaz gariplikte, sistem ve malzemeyi zorlayan fantastik yapılar yaptırıyorlar... Yelken Otel, deniz üstünde palmiye şeklinde ada-yerleşke, deniz altında otel, çölde kayak merkezi ve dünyanın en yüksek gökdeleni (800m) vs. vs. vs. gibi...Kısacası Alice Harikalar Diyarında...!

Peki ikinci müşterimiz Ofer’in memleketi İsrail’de neler var?
1950’li yıllarda çöl olan, ancak geçen yıllar içerisinde Yahudi azmi ve çalışkanlığı ile modern bir görünüme kavuşan, geçmişi max. 50/60 yıllık bir ülke... Eski kent Kudüsü bir yana bırakırsak, portakal bahçeleri ve Kubitz yapılarından ibaret.

Şimdi gelelim her zamanki dostumuz ve müşterimiz emlakçı Soros’un memleketi Amerika’ya... Orada neler var, bir bakalım;
Yaklaşık 150/200 yıl önce yok edilen Kızılderili çadırları ve onların yerine dikilen her biri diğeri ile yarışan güç ve kapitalin göstergesi gökdelenler, gökdelenler ve gökdelenler...

Ama bu üç ülkenin ve işadamlarının bizden tek farkı çok, çok ..... çok paraları var.

Kuşkusuz kentler yaşayan, canlı organizmalardır. İstanbul kenti de yaşayan canlı bir kenttir. Değişmesi ve değiştirilmesi kaçınılmazdır. Ancak sorun, bunun nasıl ve hangi yöntemlerle yapılacağı ve nereden başlanılacağıdır... İstanbul’un sadece Haydar Paşa, Levent ve Galata gibi bölgelerinde değil, daha bir çok başka bölgesinde örneğin Haliçte, Zeytinburnunda, Balatta, Sütlücede, unutulan Tarlabaşın’da, Yedikule ve Hasanpaşa Gazhanelerinde ve hatta Karaköy Meydanında bile acilen kentsel dönüşüme (iyileştirmeye) ihtiyacı vardır. Birde bu dönüşümleri yaparken “kaş yapalım derken gözü çıkartmamak” gerekir diye düşünürüm. Ancak medyaya yansıyan tarafı ile Haydarpaşa, Levent ve de kısmen Galata için düşünülen bu projeler aynen gerçekleşirse tam korktuğumuz başımıza gelir... Ünlü mimar Le Corbusier’i (1) bile etkileyen ve hayran bırakan İstanbul’un karakteristik silueti tümden kaybedilmiş olur. Şimdi derinden gelen “bu siluetin pekte matah bir şey olmadığını, bir çok bölgenin betonlaştırılıp yozlaştırıldığını ve kayda değer bir güzellik kalmadığını ileri sürenlerin” seslerini duyar gibi oluyorum. Bunlara böyle düşünenlere tavsiyem, İstanbul’dan birkaç aylığına ya da bir dönem uzaklaşıp başka bir kente ya da ülkeye gitmeleri... Ve geri döndükten sonra, bir yaz akşamı, gün batımında Salacak’tan Topkapı Sarayına veya Haliçten Süleymaniye’ye, eğer mevsim baharsa ve birde erguvanlar açmışsa Boğaz Siluetine bir kez daha alıcı gözle bakmalarını öneriyorum....
Doğrudur, son yıllarda Gök Kafes, Park Otel, Swissotel, Conrand, Zincirlikuyu ve Maslak gökdelenleri gibi devasa yapılar her ne kadar bu görüntüyü bozmaya çalışsa da, İstanbul inatla ve Tanrının ona verdiği cömertlikle tüm bu çirkinliklerini örtmeye ve gizlemeye çalışmaktadır.

Ancak son günlerde kentsel dönüşüm adı ile önümüze konulan / sunulan girişimlerde görünen odur ki, İstanbul’un en acil ele alınması gereken konu ve yerleri değil de rant açısından en çekici ve kolay pazarlanan köşeleri ele alınmakta ve ayrıcalıklı imar koşulları ile değerlendirilmek istemektedir.

Kısaca özetlersek;
Kentsel dönüşüme evet, kültürel kıyıma hayır...
Kentsel dönüşüme evet, ayrıcalıklı imar koşullarına hayır...
Kentsel dönüşüme evet, kapalı yöntemlerle, kentlinin katılımı ve onayı olmadan ciddi bir planlama süreci içinde yer almaksızın yapılan yatırımlara ve girişimlere hayır...
Kentsel dönüşüme evet, salt rant getirici, kamu yararını ve çıkarını gözetmeyen, kentin kültür ve sanatına, mimari ve estetiğine katkı koymayan tüm kentsel dönüşümlere hayır...
 

12 Kasım 2005
Acar Avunduk / Y.Mimar

 

Dip Not:

(1) Ünlü mimar Le Corbusier 1911 yılında İstanbul’u ziyaret etmiş ve gördüğü o günkü İstanbul siluetini “monimental-muhteşem bir güzellik”diye tanımlanmıştır.